bu yazıdan çıkarılacak tek sonuç, kazaklarımızı 30 dereceden yüksek sıcaklıktaki sularda yıkamamamız gerektiğidir. ona göre okuyun.
Her sabah dükkana gelmeden uğradığım bakkal bir keresinde ben ağzımı bile açmamışken ” günaydın! kent white, radikal, hürriyet!” dediğinde sevinmiştim. aramızda artık kurulu birşeyler vardı. o günden beri sabahları işe iyi başlıyorum. birileri beni biliyor, tanıyor. Çok havalı.
Starbuckstaki barista’ya termosumu fütursuz uzatabiliyorum. Yapması gerekeni biliyor. Yapıyor. ” orta yağsız latte” diyeceğim zamanı daha verimli harcayabiliyoruz. Tayyip’in annesinden bahsedebiliyoruz.Havalardan, pound’un yükselişinden, erkeklerden.
Ben&Jerry ‘deki Jerry beni görünce ”Dondurma!” diyor. ” 3 top çilek, 1 top sürpriz!”.
Topshop’taki esmer kadınla geçen hafta aldığım kazağı tartışıyoruz. Kendinde de var aynısı. 30 derecede yıkamamış. Küçülmüş. Ben dikkat etmeliymişim.
Kuaförüm boya zamanımı whatsapp ten msj atarak hatırlatıyor. Randevumu yazıyor. Gidip her zamanki koltuğuma oturduktan en geç 4-5 dakika sonra sütlü kahvem önümde oluyor. üzerindeki belli belirsiz kaymaklaşmış kısma işaret parmağımı dokundururken belki 47897987. kez ”sarı saç iyiydi yeeaa” diye geçiriyorum içimden.
Aslında zaman alıyor bu. İsmini bile bilmediğin insanlardan kendine bir mahalle yaratıyorsun. Muhtar sensin. HAVALI.
Pekii..Bu bir başarıysa eğer, neden haftalardır barista kıza kahvemi aslında ahududu şurupluyken daha çok sevdiğimi söyleyemiyorum ben lan? Sigarayı bakkalın sabahları hazırladığı poşette herhangi bir değişiklik olmasından korktuğum için mi bırakamıyorum? Saçlarımın ”öyle bir geçer zamanki’deki küçük osman’ın saçları” gibi olmasını isterken buluyorum bazen kendimi. Bunu kuaföre nasıl açıklarım düşünsene?
Başarı değilmiş düşününce.. Bildiğin bağlanmakmış. Ne boktanmış lan. Sevmedim.
Dünyanın bazı yerlerinde, çok boktan başarılar yaşanıyor.
Ama aslında ”başaramadığımız şeyler” listesini geliştirebilirsek daha mutlu olacağımızı düşünüyorum.
Yağmurlu havalarda kimseye sezdirmeden içten içe mutlu olmamız gibi.
O zaman sakince durabiliriz belki. Şöööyle bir durabiliriz.
Şöyle bir dururken bir de bakarız ki uzun zaman geçmiş. Hayatımızın geri kalan değerli dilimi var ya, o dilim boyunca çevremizdeki bütün insanlara, bitmek bilmeyen zamanlar boyunca, hep, bunlardan bahsetmekten ödümüz kopar hatta.
Ama derler ki ki, “Geçiyor. Hep böyle olmayacak.”
Biz de buna tutunup ‘şöyle bir durmaya’ son hızla devam ederiz.
Sonra. Akıl alır gibi değil. Bir şekilde. Hareketli şarkıların bile yavaş versiyonlarını buluruz dinlemek için. Bir sabah uyandığımızda kapımızın önüne bırakılmış falan da değil yani.
Arayıp, buluruz inanır mısınız.
Hepsi daha iyi ‘Şöyle bir durabilmek’ için. Tüm istediğimiz bu.
okuma hızınıza göre hayatınızdan yaklaşık 3 dk çaldım. kişisel bişiy. helal edin.
